Sevginin Doğası / Nature of Love

Jump to English

Sevginin Doğası

“Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” Nazım Hikmet.

Hiç içinde bulunduğunuz ânı sonrası için saklamak istediniz mi? Belki muhteşem bir manzara karşısındaydınız, belki sevdiğiniz bir insanın yanında, belki sadece biraz rüzgar ve akşamüstü güneşi vardı…

Eminim hepimiz hayatlarımızda zaman zaman içinde bulunmaktan büyük keyif aldığımız anlar yaşamışızdır. Bu anların gücü o kadar büyüktür ki, sonradan hatırlamak bile insanın moralini düzeltir, sıkıntılarını unutturur. Ancak hepimiz insanız ve haliyle anılar zamanla silikleşir ve etkisini kaybeder. O anıları aynı tazelikte saklamak isteriz ama yapamayız. Fotoğrafını da çeksek, videosunu da çeksek olmaz. Unuturuz.

O anları özel yapan nedir? Manzaranın güzelliği midir? Yanınızdaki insanların güzelliği midir? Kokunun, sesin güzelliği midir? Peki bunlardan biri ya da birkaçı olduğunu düşünüyorsanız, o elementler olmadığında da sahip olduğunuz başka etkileyici anılarınız yok mu? Örneğin Akdeniz değil de Marmara denizine karşı yediğiniz güzel bir yemek de aynı etkiyi bırakmıyor mu? Erkek/Kız arkadaşınızla gittiğiniz bir filmin yanında kankalarınızla gittiğiniz bir sinemanın anıları da sizi mutlu kılmıyor mu?

Çok uzatmadan cevabı vereyim. Cevabın sevgi olduğunu düşünüyorum. Anıları özel kılan şey sevgi ve çaresizce tutunmaya çalıştığımız şey de sevginin kendisi.

Bu konuda yakın zamanda bir aydınlanma yaşadım. Önceden sevginin kişilere, rüzgara, manzaralara, müziklere duyulduğunu düşünüyordum. Ancak şimdi fark ettiğim üzere, sevgi hep orada, biz sadece sevgiyi hissetmemizi sağlayan şeyler buluyoruz. Kulağa 60lar hippilerinin zırvaları gibi mi geliyor? Belki de zırva değildir, bir okuyun bakalım.

Öncelikle kişilere duyulan sevgiden/aşktan başlayacağım. Sonra doğaya geçeceğim. Ardından her şeye genellemeye çalışacağım. Her şeye derken… her şeye.

Sevdiğiniz bir insanı düşünün. Çoğu zaman aşk, zamanla yavaş yavaş ortaya çıkan bir şey olmaz. Küt diye çıkar. Bir bakarsınız aşıksınız. Karşılıklıysa, alkışı hakettiniz. Peki bu kişi hakkında neyi seversiniz? İlk başta sanki her şeyini seviyor gibisinizdir değil mi? Esasında hiç bir şeyini sevmiyorsunuzdur. Kafanızda bir imaj vardır ve ona aşıksınızdır. Sonra zamanla kişiyi tanıdıkça imaj yontulur. Kişiyi tamamen tanıdığınızda ayakta kalan imaj hala tanınabilir bir silüetse, sevgi devam eder. Buraya kadar gelebildiyseniz, bir alkış daha aldınız. Ancak bir yılın ardından bir terslik vardır değil mi? İlk tanıştığınız zamanki ateş nerededir? O “onsuz yapamamazlık” hali. O “beraberken bile özlemek” hali. Öncelikle aşkın içindeki libidoyu bir ayıklamak gerekir. Ateşin yakan kısmı libidodur. Kalan kısmı bu yazıyı esas ilgilendiren kısmıdır. (Ateşin yakmayan kısmı mı varmış :/)

Sevgilinizin yüzüne baktığınızda gördükleriniz, başbaşa bir film izlerkenki huzur, güldüğü zaman ses tellerinin kısa bir an düğümlenir gibi oluşu (merak etmeyin bağırsaklarımı dökmüyorum, hepsini uyduruyorum). Arzuyu kenara koyduğumuzda geriye kalan hisleri inceleyelim. O hep orada olan, ama örneğin beraber bir şeye güldüğünüzde daha net hissettiğiniz şeyi diyorum. Sevgi diye beş harfli bir kelimeyle açıklaması zor olan his. O his o kişiye özgü bir his mi? Sadece X kişisiyle hissetiğiniz bir his mi? Yoksa daha genel bir şey mi? Örneğin X kişisinden ayrıldınız, hatta kavga falan ettiniz allah göstermeye, şimdi X kişisini hatırlayınca ne hissediyorsunuz? Aynı şey değil değil mi? Hatta şimdi Y kişisine aşıksınız (bir yıl geçti ve arzuyu ayıkladık yine). Y kişisine karşı hisettikleriniz farklı mı? Göz rengini falan demiyorum, hislerden bahsediyorum, bir farklılık var mı yoksa bildiğin sevgi mi işte? Cevabın “AYNI” olduğunu kabul ederek devam ediyorum.

Aynı hisleri bir başka kişi de uyandırabiliyorsa demek ki hisler kişilerle ilgili değilmiş diyebiliriz. Tabii bazı seferlerde yontulmuş imaj daha sağlam kaldığında hisler daha güçlü olabilir ancak hislerin dokusunun değişmediğini fark etmişsinizdir.

Sevginin karşınızdaki kişiyle ilgili olmadığını bir örnekle daha pekiştireyim. Kol kola girdiniz, Kordon boyunda yürüyorsunuz. Yandan geçen sarışın bir hatun, erkeğinizin (vurgu: iyelik eki) bakışlarını cezbediyor. Koluna daha sıkı giriyorsunuz, adımlarınızı sıklaştırıyorsunuz. Sonra bir yere oturduğunuzda “Neden baktın?” kavgası bile ediyorsunuz. O kıskançlık anında hissetiklerinize odaklanın. Neden sevdiğinizi düşündüğünüz kişiyi böyle bir durumda sıkıştırma ihtiyacı hissediyorsunuz?

Yine kısa kesip gelmeye çalıştığım noktaya geleyim. Sevginin, kişilerle tek ilgisi, sevgi duyabilmek için kişileri kullandığımız gerçeğidir. HER şeyden çok sevdiğimiz o sevgili, başka bir yana bakınca neden bir an ondan nefret ederiz? E çünkü elinizden giderse sevgiyi kanalize ettiğiniz oyuncağınız elinizden gidecektir de ondan.

Hatta çok ileri gidip birkaç örnek daha vereyim. Neden neredeyse TÜM şarkılar aşk üzerinedir? Çünkü elde etmesi esasında çok kolay olmasına rağmen yontulmaktan harap olmuş imajlar aracılığıyla bağlandığımız zavallı insanlar üzerinden sevgiyi elde etmede başarısız olduğumuz içindir. Ayrılıklar neden çok güç olur? Çünkü sevgi duymaya o kadar alışmışızdır ki, bir daha sevgiyi nasıl duyacağımızı bilemeyiz.

Kişiler bitti doğaya gelelim. Umuyorum bunu okuyanlar arasında sevgiyi doğadan alanlarınız vardır. Bu kişilerin azınlık olduğunu düşünerek bu kısmı kısa ve öz tutacağım.

Almanca’da bir kelime vardır “Waldeinsamkeit” diye. Orman ve yalnızlık kelimelerinden oluşmasına rağmen anlamı daha derindir. Ormanda tek başına gezdiğiniz esnada hissedilen şeydir. Rüzgar, yerdeki sarı yapraklar üzerinden kayarken hafif bir hışırtı çıkartır. Uzaklardaki bir sincap, üzerinden geçtiği kuru dal parçasını çatırdatır. Arada bir kuş cikler. Etrafta tarifi zor bir esans vardır. Derin bir nefes alırsınız ve bum: Waldeinsamkeit. Veya sevgi. İkisi de bilmemkaç tane harften oluşan kelimeler, ama durumu tariflemekte yetersiz kalıyorlar. Sevgiyi doğa ile hissedenler, spesifik olarak bir ağacı, yaprağı sevmiyorlardır. Aslında zaten benim açıklamaya çalıştığım gibi, bu kişiler doğanın ARACILIĞI ile sevgiyi hissediyorlardır. Daha doğru ifade etmek gerekirse sevginin içine giriyorlardır. O bitmeyen okyanusa karışıyorlardır. Hala böyle tarifleyince hippi şeysi gibi geliyor kulağa ama inanın değil.

Peki şimdi başa geri dönelim. Anıları saklamak istiyorduk ya, acil durumlarda pimini çekip “Fire in ma hole” diye atacaktık. Buraya dönelim.

Aslında yapmak istediğimiz şey, bu özel anlarda hissettiğimiz sevgiyi, her daim hissedilebilir kılmaktı. Çünkü X’i sev.. pardon Y’yi sevdiğimizi zannediyorduk. Veya Z ormanını, T gölünü sevdiğimizi düşünüyorduk. (Harflerim bitiyor örnekleri sınırlandıracağım). Esasında bir şeyİ sevdiğimiz yoktu (i harfi bilerek büyük bırakıldı), bir şey, bizi sevginin okyanusuna daldırıyordu, biz de o şeyi korumak istiyorduk çünkü o bizim sevgi okyanusuna biletimizdi. Yani sevgi buradan şuraya olan bir şey değil. Polarize bir şey değil. Sevgi her yerde ve her an orada. Hala kulağa hippi geliyor değil mi, biliyorum, bunu çözemedim bir türlü.

Sevgi bir şeye, birine duyulan bir şey değil; sadece değerli insanlar ve güzel yerler, bizim daima orada olan sevgiyi hissedebilmemizi sağlıyorlar.

Peki her şeyi nasıl severiz? Mesela o pislik politikacıyı nasıl olur da sevebiliriz?

Ama bu yanlış soru. Hatırlayın, sevgi bir ok değil. Kalpten çıkıp kalbe girmiyor. Kalp ile hissediliyor sadece. (Veya beynin sağ yarım küresinin bilmemne bölgesinde, işe ne kadar romantik baktığımıza göre değişir). Dolayısıyla her şeyi nasıl severiz sorusu aldatmacalı bir soruydu. Sevginin doğasını anladığınızda her şey sizin o okyanusa dalmanızı sağlayabilir, masanızdaki toz, kafanızın üstünde pırpır eden florasan lamba, trafikte önünüze kıran eşoğlu, hatta o pislik politikacı bile.

Biliyorum hepimizin hayatında “sevilemez” olarak etiketlediğimiz yığınla kişi, zümre ve yer var. Ancak bir kere gerçekten sevdiğinizde bir daha bilete ihtiyaç duymuyorsunuz. Kalan her şey, içinde bulunduğunuz devasa okyanusun bir yansıması, hayali, imajı oluyor.

Dindar olanlarınız bunu tanrıyla kucaklaşmak veya nirvanaya varmak olarak da görebilirler. Ben mi? Ben hala çimleri biçerken bahçeye yeni ektiğim gülü budayan kapıcıyı sevmeye çalışıyorum, ne nirvanası, okyanusu.

Bir sonraki yazıda bunu nasıl başarabileceğinize dair fikirlerimi paylaşacağım.

~Cem.

Nature of Love

“Can you paint the picture of happiness Abidin?” Nazim Hikmet

Have you ever wanted to store a moment for later? Maybe you were watching a marvelous scene, maybe you were with a beloved, maybe there was just a breeze in  the golden hour.

I am sure we all had moments in which we had great pleasure. The power of these moments could be so intense that even remembering them later would cheer your up, make you forget your troubles. But the hold of the memories weaken by time and memories become distant recollections. Even if we take photographs and videos of those moments they fade away.

So what is it that makes these moments so special? Is it the beauty of the scene? Is it the beauty of your companion? Is it the scent or the sounds? Do you not have a formidable memory with different elements? Don’t you like a meal in the mountain top restaurant instead of a meal besides the Mediterranean? Don’t you have fun with your close friends instead of your beloved?

Long story short, what I think is the reason that makes those moments special is love. The reason we so desparately cling to those moments is love.

I had an awakening recently about this matter. I thought love was felt FOR people, scenes, the wind or the music. But as I now realize love is always there and we only find conduits by which we are able to tap into love, or just BE in love. It does sound like 60s hippie thoughts isn’t it? Maybe it isn’t let’s read on.

The only people who won’t understand this post is people who have ever fallen in love once in their lifetime with somebody and still in love. The rest has a chance. First I’ll start with love you feel for people. Then move onto the love for nature. Then I’ll try to generalize for love for everything. I mean… everything.

Think about somebody you love. Most of the times love does not appear slowly, but it appears all of a sudden. If it’s mutual, congratulations. What do you love about that person?  At first it seems as if you love everything right? Actually you love nothing about that person. All you love is an image in your head. Then as you get to know the person the image is chipped. If the remaining image at the end of your acknowledgement is remotely recognizable congratulations again. I bet there is something not quite right after a year of relationship. A lack of fiery desire, the lack of “cannot be without”. First of all we need to sort outthe libido. The burning essence of the flames is libido. What interests us here is the rest. (Non burning part of flames, huh :/)

The thing you see when you stare at your companion, the peace that is felt when you watch a movie by yourselves, the flickering in her voice when she laughs. (I am not spilling my guts, these are all made up). Let’s analyze the remaining feelings when we leave aside the humanly desires. The feelings that are always there, but which are felt especially when you laugh to something common. The feelings that can’t be explained by a four letter word. Are those feelings exclusive for person X, or is it more general? Let’s say you broke up with person X, even had a fight heaven forbid, now what do you feel for person X? It is not the same right? Now you are paired with person Y (a year passed and we sorted out the desiry parts). Do you have completely different feelings? I don’t mean the eye colors, I mean the feelings, is it different or is it regular love? I assume the answer is the same. If different people could make us feel more or less the same then we could say they are not related with people. Of course some people could have a more intact image after the chipping. Strength of feelings might vary, but you probably have noticed the fabric of feelings stayed the same.

Let me elaborate more the argument against the love being for people. You walk in Paris streets, hand in hand. A blonde passer by captivates the gaze of YOUR lover for a split second. You hold firmly his hand, quickening your steps. Then when you finally sit down, you even have a fight about the gaze. Focus on that jealousy. Why you need to argue about such an incident?

Let me cut it short and bring it home. The sole relation of love with other people is that you use them to reach for love. Why do we hate our beloved for a second when he is distracted away from our embrace? Because we are threatened by losing our only toy for BEING in love.

Let me go even further with a couple of examples. Why nearly ALL of the songs are about love? Because it is something that is hardly felt since we try to reach it by using poor people whom we have connected via wrecked images in our heads. The truth can not be any further. Why the break ups are so destructive? Because we have so got used to feeling love, that when it ends we wouldn’t know what to do.

Now let’s move onto nature and love. I certainly hope that there will be ones among you who tap into love via nature. Perceiving that these people will be a minority I’ll cut this part short.

There is a word in German: “”Waldeinsamkeit”. Although the word itself is composed of two words, woods and solitude,  it has a deeper meaning. It is a feeling you experience while being alone in nature, in a forest. The wind rustles the yellow fall leaves, a distant squirrel crunches a branch, few birds chirp occasionally, there is an ineffible scent, you close your eyes, take a deep breath and bang: Waldeinsamkeit. Or love. Both are composed of few letters, but severely lack the meaning by themselves. The ones among you who feel IN love with nature, do not specifically love a tree or a bird but they fall IN love via nature. That endless ocean. It still sounds like a hippie thingy when you word it like that but believe me it is not.

Let’s roll back to the beginning. We wanted to store memories so that we could throw them “fire in my hole” when need arises. Let’s roll back here.

We actually wanted to store the feeling of love to make it available at all times. Because We thought we loved Person X… sorry person Y. We thought we loved forest Z, lake T. (I’m running out of letters I’ll stop here). Actually we have never felt love FOR anything; things let us dive into the ocean of love so that we wanted to preserve those things because they were our tickets to the ocean. Thus love is not an arrow from here to there, not polarized. Love is everywhere and everpresent. Still sounds hippie, but I can’t help it.

Love is not felt for things, beautiful things let us feel that everpresent love. 

So how do we love everything. For example that asshole politican?

But this is the wrong question. Remember love is not an arrow from heart to heart. It is only felt with heart. (Or some part of the right hemisphere of your brain depending on how romantic you are).  Therefore the question was rigged from the beginning. 

When you understand the nature of love anything could lead you to that ocean, the dust on your table, the broken lamp that flickers, the s.o.b. that cut your line in the traffic, even that asshole politician. 

I know, you all have unforgivens list of unlovables. But when you finally truly be in love you don’t need a ticket for a ride. Rest becomes a reflection, an image of love.

Ones among you that are religous could name this as embracing with god or Nirvana. Me? Oh I’m still trying to love that gardner who broke the rose I’ve planted.

In the next post I’ll talk about how you can be in love for extended amounts of time.

~Cem

2 Comments Add yours

Leave a comment